Solarbaba Ateş Uğurel Röportajı

Ateş Uğurel Kimdir, Öncelikle Sizi Tanıyalım, Bize Kendinizden Bahseder misiniz?
Güneş enerjisi sektörüne 13.09.1996 yılında adım attım. İlk güneş enerjisi şirketimi de bu tarihte kurdum. Türkiye’ de o dönemde güneş enerjisi sektörünü bilen yoktu ve güneş enerjisi santral kurulum fiyatları 20-25 kat daha fazlaydı.
Ben de tamamen tesadüfen bu işe başladım. Boğaziçi Üniversitesinde araştırma görevlisiydim. İnternet Türkiye’ ye yeni gelmişti. Araştırma yaparken, 2000’ li yıllardan sonra dünyada en geçerli meslekler neler olacak diye bir internet sitesine denk geldim. 1. sırada güneş enerji vardı. O zaman dünyanın en büyük güneş enerjisi şirketi BP Solar Türkiye’ de temsilci arıyordu.Ben de Boğaziçi Üniversitesi araştırmacı kimliğim ile bir mail attım. İki ay sonra onların temsilcisi oldum. Sektördeki maceram bu şekilde başlamış oldu.O zamanki piyasa, ada sistemleri dediğimiz hiç elektrik olmayan bir çiftlik evinin ya da bir yelkenlinin elektriğini sağlamaktan ibaretti. Bir de Telekom sistemleri o zaman çok revaçtaydı, Telsim, Turkcell ve Türk Telekom baz istasyonları güneş enerjisi sistemlerini kullanıyordu. Ben de bu tür uygulamaları hayata geçirerek çalışmalara başladım. Şu anda sizin gibi EPC firmaların yaptığı projelerin mikro ölçekli sini EPC firması olarak yapıyorduk.

Daha sonra mevzuatlar geldi. Güneş enerjisinin fiyatları çok düştü. Almanya’da çok büyük bir güneş enerjisi devrimi başladı  sonra Avrupa’ya yayıldı. İlerleyen dönemlerde de lisanssız elektrik üretimi yönetmeliği çıktı. Türkiye’deki kurumlar 5-10 kW’lardan MW seviyesine gelmeye başladı. Ben de o noktadan sonra sektöre ya EPC firması olarak devam edecektim. Ya da kariyerimi tamamen sonlandırıp sivil toplum örgütü tarafına geçip bir ’kanaat önderi’ olarak; gerektiğinde medyaya bilgi vermek, EPC firmalarından alınacak bilgileri kamuya aktarmak. Kamudan alınan bilgiyi sektörle paylaşmak gibi ortada duran, bağımsız ve tarafsız bir pozisyon alacaktım.

2009 yılında Türkiye’nin ilk güneş enerjisi derneği Gensed’i kurduk. Dernek fikrini beraber ortaya çıkardık ve daha sonra diğer sektör paydaşları da aramıza katıldı. Gensed’de Yönetim Kurulu Başkanlığı da yaptım. Daha sonra fikir çatışmaları nedeni ile hem dernekten hem yönetim kurulundan ayrıldım. Ancak sektörde bir STK ihtiyacının halen devam etmekte olduğunu hatta bu ihtiyacın daha da arttığını gördük. Sektör ne kadar büyürse sorunlar da o kadar büyüyor ve sorunların çözümü için tarafsız bir yapılanma elzem hale geliyor. Dolayısıyla Solarbaba platformu aslında Hilmi Güler’in döneminde onun tavsiyesi ile kuruldu. Platformumuzu ilk olarak solarbaba.org diye açmıştık ve 20 tane takipçimiz vardı. Onlardan biri de Enerji Bakanı Hilmi Gülerdi. Şu anda 200 bin kişiyi geçmiş durumdayız. Solarbaba’nın şu andaki fonksiyonu tamamen bir sivil toplum platformu olmaktan ibaretti.

Bu başarıyı nasıl sağladınız? O günden bu güne nasıl geldiğinizi anlatır mısınız?Başarı sadece bizimle alakalı değil tabi sektörün büyümesi ile de alakalı bir konu. Türk halkı meraklı, bilgi veren birilerini veya bir kurumu bulduğu zaman ilgisini gösteren bir yapıda. Sektör çok büyüdü. Uzun yıllardan beri sektörün içinde olmasam ve müşterileri kandırmadan güvenini kazanmış olmasam, bu kadar takipçimiz olmazdı diye düşünüyorum. Biz bu süreçte her hangi bir siyasal kuruma yakın ya da uzak durmadık, bir firma hata yaptıysa söyledik. Bu süreç bize düşman da kazandırdı ancak hiç ummadığımız bilmediğimiz dostlar da kazandırdı. Biz bu tarafsız duruşumuzu hiç bozmadık ve bu da bizi başarıya götüren en büyük etken olmuştur diye düşünüyorum.

Gerçekleştirmiş olduğunuz aktiviteler ve seminerler nelerdir? GES Sektörü bilgilendirmek adına neler yaptınız?
Biraz da bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Türkiye’de artık her hafta bir GES etkinliği var. Biz önemli olduğunu düşündüğümüz ve katılımcısının sektöre katkı vereceğini düşündüğümüz etkinliklere katılıyoruz. Bu tarz etkinlikleri  üniversitelerde de başlattık. ODTÜ ve Bilkent’de iki önemli etkinlik yaptık, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde de bir etkinliğe katıldık. Bu üniversite turlarını da önümüzdeki aylarda devam ettireceğiz. Üniversite öğrencilerini çok önemsiyoruz, çünkü üniversite öğrencilerinin birkaç yıl sonra EPC şirketleri için potansiyel olacağını biliyoruz. Dolayısıyla bilgiyi üniversitelerden başlayarak vermek çok önemli. Bu sene ilk defa Harbiye Askeri Müze’de kendi konferansımızı düzenledik. Gerek katılımcı gerekse ziyaretçi kitlesi anlamında ciddi bir kalite yakaladık.

Bu kadar konferans yapılırken sizin farkınız ne olacak? Farkındalık yaratacak projelerinizden bahseder misiniz?

Bizim için güneş enerjisi sistemleri, sahaya 1 MW kurun sonra da devlete satın modelinin dışında çok daha geniş ve farklı bir tablo ve bunu insanlara göstermeye çalışacağız.
Sektörde şu anda bir ilk sorunu var; Güneş enerjisi santralinden üretilen elektriği depolama, güneş enerjili giyilebilir giysiler vs gibi ancak konferansların hiç birisinde bu sorun konuşulmuyor.
Herkesin konuştuğu klasik sorunlar dışında biz tabloya biraz büyük bakıp çevre STK’ların çevre konusunda neler düşündüğü ile ilgili bir ilke imza attık. WWF, Doğal Hayatı Koruma Derneği, TEMA, Greenpeace ilk defa bu masa etrafında bir araya gelip güneş enerjisi hakkında bilgi aldılar. Bu derneklere bilgi vermek çok önemli çünkü onların 2-3 milyon takipçisi var ve başka bir platform.

SolarGenç diye bir konsept yarattık. Bu oluşumda üniversite öğrencileri bir çalıştay yapacak. Onları 1,5 gün boyunca bir masanın etrafında topluyoruz. Güneş enerjisine nasıl bakıyorlar? Türkiye’nin çözümü için sektörde neler öneriyorlar? Onlar da bir çalışma yapacaklar. Bir de yine hiç yapılmayan ve sektörün eğitimine de faydası olacağını düşündüğümüz için 3-4 profesyonel kamera ile etkinliği çekeceğiz. Her etkinlik İngilizce ve Türkçe alt yazı ile Youtube videosu haline getirilecek. Daha önceki organizasyonlarda bu datalara ulaşmak ile ilgili sıkıntılar yaşadık, belli bir organizasyon firması bizden o parayı alıp kayboluyor. Aslında konferansın en büyük etkisi konferans sonrası başlıyor. Onu yaymak, sonuçlarını tartışmak, sosyal medyada bunu bir tartışma platformu haline getirmek gibi. Bu şekilde iki gün düzenlenen konferansın etkilerini bir yıla yayabiliriz. Yapmak istediğimiz etki tam da.

Türkiye’nin ilk güneş enerjisi rehberini 2008 yılında hazırladık. O zaman Birleşmiş Milletler UNDP destek vermişti. Aynı yıl Antalya güneş ev projesine de başlamıştık. Türkiye’de ve dünyada aynı yıl içerisinde proje alan tek kurum olduk. O zamanlar güneş enerjisi sistemleri çok pahalı olduğu için cazip değildi, dolayısıyla iyi bir rehber olmuştu. Üç bin adet basıldı ve 3-4 gün içerisinde tükendi. Güneş enerjisi çok pahalıydı ve mevzuat yoktu, dolayısıyla sahaya çok yansıması olmadı.

Bunların dışında 3. projemiz de Kadıköy sınırları içerisinde bir güneş ev yapmak. Antalya’da gerçekleştirdiğimiz projenin aynısını Kadıköy’de de yapmak istiyoruz. Kadıköy Belediyesi Kalamış Parkında bize yer verdi. Konum olarak güzel bir yer. 100 m2’lik, bütün enerjisini güneşten elde eden, tamamen eğitim amaçlı kullanılacak bir proje gerçekleştireceğiz.
Bu sene, bu üç projeye konsantre olduk. Rehber bizim için çok önemli çünkü her sene yenilemeyi düşünüyoruz. Her sene farklı sorular hazırlayıp farklı konulara değinmeyi düşünüyoruz. 2018 de güneş enerjisinden elektrik depolama teknolojisi gelecek mesela, onunla ilgili sorular eklenecek ve bunu dijital ortamda yayınlanacak bir kitap halinde yayınlayacağız.

Konferansı da her sene aynı tarihte yani 4-5 Mayıs tarihlerinde gerçekleştireceğiz. Çünkü 6-7-8 Mayıs tarihlerinde ICCI Fuarı var. Biz de bir enerji haftası şeklinde onların gücünden yararlanmayı düşünüyoruz. Bir sivil toplum platformu olarak en öncelik verdiğimiz şey sürdürülebilir projelere imza atmak. Dolayısıyla 3 projemiz olsun, biri bitince bir sonraki senenin hazırlıklarına başlayalım istiyoruz. Çalışmalarımıza da bu şekilde devam edeceğiz.

Türkiye’ de güneş enerjisi sektörünün gidişatı, yakaladığı ivme ve hangi noktada olduğu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dünyadan bakıldığında Türkiye nasıl görünüyor?
Buna çok net bir cevap vereceğim Türkiye çok kötü bir noktada. İyimser bir yorum yapmayacağım. Biz saatlerce Türkiye’nin ne kadar çok arazisi olduğunu, ekonomisini konuşabiliriz. Ama yabancı yatırımcı tek bir şeye bakar o da Türkiye’deki güneş enerjisi santrallerinin kurulu güç nedir? Şu anda 100 MW civarında diyelim. 2010 yılında İngiltere’de kurulu güç 10 MW iken 2015 Mart ayında kurulu güç 5.333 MW. 2010 yılında Türkiye’ de kurulu güç 10 MW, 2015’ de 72 MW. Konferanslar yapılmış, binlerce yorum yapılmış, konuşulmuş, müşterilere gidilip gelinmiş, pazarlıklar yapılmış bütün hepsi 70 MW için. Baktığınızda burada bir sorun var. Bu sorunun adını koymak lazım. Potansiyel çok büyük, çok düzgün firmalar var ve dünyanın tüm devleri ülkemizde firma açtı ama sonuca bakmak lazım. Şu anda gerçekten de bir sorun var ve maalesef bu sorunların hafifleyeceği ile ilgili bir sinyal de yok ve hatta yenileri de ekleniyor.

Hükumet ile konuştuğumuz zaman çok yapıcı bir şekilde yaklaşıyoruz, çok istiyoruz, yenilebilir enerji Türkiye için çok önemli diyorlar. Hedefler büyüyor, 3 GW’tı şimdi 5 GW’ a çıkardılar. En son Intersolar etkinliğinde 2023 güneş enerjisi hedefi için 10 GW dendi. Bu öngörüler çok heyecan verici ancak çalışma yok.

Sizce hangi noktada tıkanıyoruz?

Ben bu soruyu ilk olarak bir konferansta, Türkiye Cumhuriyeti hükumeti güneş enerjisini istiyor mu diye bir soru sordum. Bunun sebepleri olur, haklıdır haksızdır tartışılır ancak eğer bir hükumet güneş enerjisini istemiyorsa güneş enerjisi sektörünün büyümesi çok zor. Arazi onların, bütün regülasyon onların elinde, güneş enerjisi teşviki onlar veriyorlar ki 10 yıl boyunca verilen 1,3 $/cent’ lik teşvik verilmese kimse gelmez, ancak 5-10 kW’ lık birkaç öz tüketim olur. Esas çarpıcı ve herkesin tartışması gereken konu bu ki bunları hükümeti dışarıda tutarak değil tam tersine onları da bu masanın etrafına toplayarak güneş enerjisini istiyor musunuz, istemiyorsanız neden veya istemeniz için neler yapabiliriz gibi soruların cevaplarının alınması gereken bir yıl 2015 yılı.

Biraz da Solarbaba’ dan bahsedelim. Katılmak için firmaların neler yapması gerekir?
Kimleri bu platforma dahil ediyorsunuz?

Biz burada bir destekçi mekanizması oluşturduk. Bir derneğe üye olur gibi belli bir aidatı var. Ancak diğer derneklere baktığımızda derneğe üyelik o firmaya bir şey getirmemiş. Biz Solarbaba platformunda bu destekçilik mekanizmasını kurarken, kim bize destek veriyorsa biz de onlara aynı desteği vermeliyiz mantığıyla yola çıktık. Dolayısıyla biz bu sektördeki sizler gibi premium ve kalıcı olan oyuncuları az çok biliyoruz ve bu firmaları Solarbaba platformuna dahil ediyoruz.  Yoksa bizim reddettiğimiz firma sayısı şu andaki destekçilerimizden 2-3 kat fazladır. Dikkat ederseniz Solarbaba platformunda reklam yer almıyor ve hiçbir zaman da olmayacak. Sadece destekçilerin bannerları görünüyor. Premium üyelikte hedef 20-30 firmamız daha var ve maksimum 100 firma olarak devam edeceğiz.

Solarbaba destekçisi olan firmalar sadece EPC firmaları ve güneş paneli üreticisi olan firmalar değil, Turkcell de Coca Cola da Unilever de olabilir. 2015’ de onların da aramıza katılmasını çok istiyoruz. Amerika’dan bir örnek verecek olursak, Amerika’daki bütün evsel ve ticari çatı kurulumlarını tetikleyen iki firma olmuş; IKEA ve Wallmart. Bu şekilde iki tane firma kartopu efekti ile tüm Amerikayı tetiklemiş.

Güneş enerjisinin potansiyel kullanıcıları yani yatırımcılar bizim için çok önemli. Şimdiye kadar az sayıda firma var aramızda ancak biz Coca Cola gibi, IKEA gibi kurumsallaşmış firmaları daha fazla aramızda görmek istiyoruz. Çünkü güneş enerjisi sosyal dokusu olan bir enerji türü. Hem bireye hem kurumsallaşmış firmalara hitap eden bir yapı. Bundan sonrasında ise biraz da solar dedektiflik yapmak istiyoruz. Güneş santralleri 100 MW’ı geçti, 100 MW istenileni vermiş mi vermemiş mi? Sahada ne gibi sorunlar yaşanmış? Biz bunları sadece EPC firmalarından değil müşterilerden de dinlemek istiyoruz. Parayı verdiği üründen memnun mu, değil mi? Değilse neden şikayetçi? Belki de henüz bilmediği için şikayetçi. Biraz da onları araştıracağız. Bu nedenle şu anda Türkiye’deki tüm uygulamaların listesini çıkarıyoruz. İnanın çok zor bir iş. EPC firmasına soruyoruz buraya 500 MW kurdum diyor, Yingli güneş paneli kullandım diyor. Müşteri bize bir hafta sonra mail atıyor, buraya 300 MW kuruldu Trinasolar pv kullandı diyor. Tek bir noktada bile bu şekilde 2-3 hafta tıkandığımız oluyor. Geçici kabulü yapılmamış hiç ummadığınız çok kurulum var. Tamamen öz tüketim amaçlı, izinsiz fabrikaların çatısına güneş enerjisi kurulum yapıyorlar. Bazıları da gayet iyi bir alt yapı ile kurulmuş. Bunu kimse bilmiyor ama şu anda Türkiye’de bu şekilde kurulu 10  MW’lık GES proje vardır. Başvuru yapılmamış ancak yine de 1 MW GES çatısına kurmuş, 7/24 çalışan bir tesis ve şebekeye hiç elektrik vermiyor tamamını tüketiyor. Zaten vermek de istemiyor, devletle muhatap olmak istemiyorum diyor.

Peki yasal mıdır bu sistem?

Sistem yönetmeliğine göre yasal. Sorumluluğu da fabrika sahibinin üzerinde, bürokrasiyle uğraşamam ben diyor, jeneratör kurdum diyor. Bu gelişme gösteriyor ki, dolar kurları bu kadar yükselmeseydi 1,8-1,9’ larda kalsaydı ve elektrik fiyatlarına da biraz zam gelseydi, Türkiye’ de hiç başlamamış bir öz tüketim modeli pazarı mevcut. İnsanlar çatılarına evlerden başlayıp ticari çatılara kadar enerji tasarrufu yapmak için yani daha ucuz elektrik üretmek için sistem kurmalı. Şu anda çok az EPC firması ve güneş paneli üreticisi firma buradaki potansiyelin farkında. Şu anda 100 MW ancak bunun 30-50 katı büyüklüğünde bir potansiyel var. Organize sanayi bölgesi dışındaki fabrika sayısını, otel sayısını, hastane sayısını düşününün. Tüm buralardaki projelerin de birkaç yıl içerisinde patlayacağını düşünüyoruz.

Türkiye’ de Sanayi Bakanlığı’nın açıkladığı, organize sanayi bölgelerindeki toplam kapalı alan şu anda 27 milyon m2, bunun üç katı kadar da dışarda var. Toplamda 108 milyon m2. Başka bölgeleri dışarıda bırakalım, yine de sadece sanayi çatılarında 3 GW var Türkiye’de. Daha bunun dışında ev çatıları, ticari çatılar, otel çatıları var. Dolayısıyla Türkiye’de tahmin edilenden de daha fazla potansiyel mevcut.

Bir önemli konu da ülkemizde herkes yerli üretimden bahsediyor. Ben yerli üretime karşıyım. Yerli üretim olacaksa önce mühendislikler, insan kaynakları yerli olsun. Daha sonra konstrüksiyon olsun, demir çelik ve alüminyum da alt yapımız çok güçlü çünkü. Yazılım da olsun mesela, Türkiye de çok güzel yazılım programları yapılabilir, buranın şartlarına ve sorunlarına uyarlanabilir.

Sahada tasarımların da sorun yarattığını görüyoruz. Şu anda Türkiye’de 18-19 tane güneş paneli üreticisi var. Aslında üretici değil hücre alıp güneş paneli imal eden montajcılar diyelim. Şu anda dünyanın büyük şirketlerine baktığımızda hepsinin üretim bandı yıllık 4-5 GW sınırına geldi, onlarla Türkiye’deki yerli üretimin teşvik verilse bile mücadele etme şansı imkansız. En son Intersolar’ da Günder’in vermiş olduğu rakamlarda ülkemizde yerli üreticilerin şu andaki kapasitesinin 1.500 MW olarak görüyoruz. Türkiye’ de kurulu güç 100 MW. Düşünün Türkiye’ deki kurulu gücün 15 katını sadece bizim yerli üreticiler verebiliyor. Dolayısıyla burada çok ciddi bir ekonomik ve matematik sorunu var. Ben Türkiye’ den en fazla bir tane yerli üretici çıkacağını düşünüyorum. Bereket enerji gibi bir modelle 1,5 olabilir. Dağıtım şirketi vardır, kendi de kurar, satar yani iyi bir iş modeli vardır. Dışarıdaki müşterilere gitmez. Bu şeklide piyasaya giren bir üreticiyi devlet de destekleyecektir. Koç Grubu, Sabancı Grubu gibi bir firma olacak. Yanına Şişecam’ı alacaklar. Üretim tesisi çok büyük olacak, pazarlama yapısı çok güçlü olacak. Yani GW’ lık bir oyuncu olacak. Ama Türkiye’ de ikinci bir oyuncu çıkmaz. Amerika’ da öyle. Bir veya iki tane çok büyük üreticisi var. Onlar da büyümeye devam ediyor. Yerli üretimde de devletin bu stratejiyi izleyip, bu kadar küçük oyuncuları engelleyip büyük oyunculara oynaması gerekir. Bütün firmaların ürünü aynı, 250 MW’ lık bir güneş panel var. Özellikleri aynı, fiyatı aynı. Tek ayrımınız sizin ne kadar ürettiğiniz. Tamamen üretim ölçekli bir kar modeli var. Aynı bilgisayarda ve cep telefonunda olduğu gibi. Butik üreterek büyük şirketlerin kar ettiği şekilde kar etmeniz mümkün değil. Keşke mesela off grid panel üretseler. Bence çok daha iyi kazanırlar. O da bir AR-GE aslında. 50 MW’ lık bir panel yapmak da bir tasarım işi aslında. Türkiye’ nin AR-GE konusunda yönelmesi gereken en önemli konu elektrik depolama bence. Elektrik depolama hem Türkiye’ de hem dünyada ciddi bir enerji devrimi olacaktır. Fosil yakıtlardan kurtulmanın gerçek ilk adımı elektrik depolama ile başlayacak. Rüzgar enerjisinin sorunu kesintili bir kaynak olması, siz 7/ 24 sabit dengeli bir enerji vermeye başladığınızda gerçekten dünya başka bir döneme girecektir.

Facebook
Google+
https://www.teknoraysolar.com.tr/solarbaba-ates-ugurel-roportaji
YouTube
LinkedIn
Daha fazla bilgi için

Bize +90 216 577 63 00 numaralı hattımızdan ulaşabilirsiniz.



Sosyal Medyada Bizi Takip Edebilirsiniz.

E-bültenimize kaydolun!

En son gelişmelerden ve güncellemelerden haberdar olun!


E-Bültene kaydolmak istiyorum.



İLETİŞİME GEÇİN

X
İLETİŞİME GEÇİN